Mehmet Akşit: Hollanda da Bir Türkçe Sevdalısı
28 Haziran : Zaman gazetesi, 28 Haziran 2005, Avrupa baskısı, 19. sayfa
(Röpertaj: Yusuf Alan - Basri Doğan)



1974 yılından, yaklaşık bir yıl öncesine kadar, Hollanda’daki ilkokullarda Türkçe dersleri verilmekteydi. Hollanda Hükümeti, 1 Ağustos 2004 tarihinde, Arapça ve Türkçe derslerini kaldırıldı. Artık ilkokullarda okuyan 55 bin kadar Türk öğrenci, anadilini okullarda öğrenemiyor. Aralarında Faslı öğretmenlerin de bulunduğu yaklaşık 1400 anadili öğretmeni ise işsiz kaldı veya başka işlerde çalışmaya başladı.

Hollanda’nın Enschede şehrindeki Twente Üniversitesi’nde, Yazılım Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Mehmet Akşit ile bu gelişmelerle ilgili olarak başlattığı çalışmalar konusunda görüştük.

Uzmanlık alanınız yazılım mühendisliği, ancak siz Hollanda’da, yaklaşık bir yıldır okullardan kaldırılan Türkçe derslerine yeniden başlanılması için yoğun bir çalışma içindesiniz. Nereden kaynaklanıyor bu Türkçe sevdası?

Birçok insan gibi ben de yoğun bir insanım. Günde 15 saat çalışıyoruz. İşimizi zevkle yapıyoruz. Gecemiz gündüzümüze karışıyor. Zaten araştırmanın da gecesi gündüzü olmaz.

Aslında ben daha önce Türkçe konusuyla doğrudan ilgilenmiyordum. Ancak daha sonra bazı önemli gelişmeler oldu. Hollanda’da Türkçe dersleri ilkokullardan kaldırıldı. Zaten dersler gerektiği ölçüde verilemiyordu. Bu kararın dayandığı sebeplerle ilgili bazı görüşler ileri sürüldü. Anadili eğitiminin entegrasyona engel olduğu iddia edildi. Bu konuda bir araştırma yaptım. Bilimsel kaynakları inceledim. Türkçe derslerinin kaldırılmasının çocuklarımız için faydalı değil, aksine çok zararlı sonuçları olacağını fark ettim. Böyle bir karar, ciddi bir haksızlık demekti. Bir haksızlık karşısında ne yapılır? İnsan ya susar, bir köşeye çekilir. Başkası uğraşsın, bana ne der veya teşebbüse geçer. Ben de bu konuda bir girişimde bulunmaya karar verdim ve bunun için kendimi hazırladım. Daha önce bir takım sosyal çalışmalarım vardı. Ancak insan belli bir alanda yoğunlaşmıyorsa verimli olamıyor. Ben de diğer projeleri bırakarak sadece Türkçe üzerinde yoğunlaştım. Bir plan hazırladım ve onu uygulamaya başladım. Bu plan daha da geliştirilerek taviz verilmeden uygulanıyor. Kısacası bu çalışmalar, bir haksızlığa karşı başlayan bir girişimdir. Ayrıca Damla gazetesinde yazılar yazıyorum. 30 yıldır Türkçe yazı yazmıyordum. Benim için bu bir deneme oldu. Şu anda oldukça geniş bir okuyucu kitlem var.

Çalışmalarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Şimdiye kadar ne tür tepkiler aldınız?

Türkçe İçin El Ele kampanyamızda ciddi başarılar elde ettik. Gittiğimiz her yerde adeta bir Türkçe Bayramı kutluyoruz. Toplantılarımızdaki muazzam havayı görünce insanımızın büyüklüğü daha iyi anlıyoruz.

Her şeyi daha önceden belirlediğimiz ilkelerin ışığında yapmaya dikkat ettik. Neydi bu ilkeler? Bilimsel temellere göre hareket etmek. Katiyen ayrımcılık yapmamak. Gönüllü olarak çalışmak. Herkese sevgiyle yaklaşmak. Kimseye kin gütmemek. Herkese tatlı dille davranmak. Başlangıçta sadece bir kişiydim. Sonra destek olanların sayısı arttı. Bu amaçla hazırladığımız web sitesine sadece ilk gece 700 kişi kaydoldu.

Tabii bu arada bir sınavdan geçiyorsunuz. Bir grup diyor ki “O grupla çalışırsanız, sizinle çalışmayız”, öbürü başka bir gruba cephe alıyor. İşin ilgi çeken yanı bunu neredeyse bütün grupların demesi. Fakat ben hiçbir şekilde bu ayrımcılığı yapmadım. Zaten başlangıçta bunu yapsaydık, anında kaybederdik. Hiçbir insanın politik görüşüne bakmadan, tamamen belli ilkeler ışığında hareket ettik.

Akademisyenlerle çalışmaya karar verdim. Bu alanda katkıda bulunabilecek Hollanda’daki Türk akademisyenlerden tanıdıklarıma e-mail gönderdim ve desteklerini istedim. Bunların hemen hemen hepsi, şartsız destek olmaya hazır olduklarını ifade ettiler. Bir ay içinde bir çekirdek grup oluştu. Bu grupta dilbilimci Kutlay Yağmur da vardı ve kendisi çok büyük bir özveriyle destek olmaya başladı. Bu arada niçin akademisyenlerle çalıştığımı soranlar oldu. Bilindiği gibi akademisyenler, bilimsel düşünen ve bağımsız hareket edebilen insanlardır. Ayrıca akademisyenlerin çoğunda yönetim tecrübesi de vardır.

Kurduğumuz akademik grupla çalışmalarımıza başladık. Şehir şehir dolaşarak kampanyamızı anlattık. Bu arada, web sitemizde makaleler yayınladık. 15 Şubat 2004 tarihinde, Twente Üniversitesi’nde Birinci “Türkçe İçin El Ele” Genel Kurul Çalıştayı’nı düzenledik. Bu çalıştayda ilkelerimizi belirledik. İşlerimizdeki sorunlar genellikle kuralların belirlenmemesinden kaynaklanır. Biz de önce “ayrımcılık ve bölücülük yapılmayacaktır”, “Türkçe dersleri okullarda verilecektir” gibi genel prensipleri tespit ettik. Daha sonra eğitim ve bağış toplama ilkelerini belirledik. Ayrıca vakıf yönetimindeki kişilerle ilgili kuralları da netleştirdik. Mesela, kimse yönetimden iki kişinin izni olmadan yaptığı masraflar için tahsisat başvurusunda bulunamaz. Gerçi şimdiye kadar kimse başvuruda bulunmadı. Herkes masraflarını kendisi karşılıyor.

Sonuçta ortaya bir örgütlenme modeli çıktı. Belirlediğimiz ilkeler ışığında bir yol haritası hazırladık. Bunlar madde madde takip edilirse, örgütlenmenin çok başarılı olacağını gördük. Sorunlar en çok şu durumda çıkıyor: Bir grup, bize birlikte çalışmak için başvuruyor. Sadece o grupla çalıştığımızda, toplumda bir beraberlik ve dayanışma temin edilemiyordu. Biz de onlara, diğer gruplarla bir araya gelmelerini ve gerekli ön çalışmaları yapmalarını söylüyoruz. Bu çalışmalara belli bir grup adına değil, şahsen katılmalarını ve bundan sonra da “ben değil, biz” demelerini istiyoruz. Birkaç yerde bu konuda sorun yaşadık, ancak bazı yerlerde de çok güzel beraberlikler yaşandı. Mesela, Den Haag’da 42 dernek bir araya geldi. Toplantı yerlerini uzlaşarak belirliyoruz. Söz gelimi Tilburg ve Rotterdam’da, bir camide toplanmamız konusunda fikir birliği olduğu için oralarda toplandık. Başka yerlerde de toplantılarımız oldu.

Yol haritamızdaki bilinçlendirme, yerel örgütlerin kurulması, öğrencilerin tespit edilmesi gibi maddeleri sırayla uyguladığımızda, çalışmalarımızda her hangi bir aksaklık yaşanmıyor. Bir süre sonra insanımız toplantı yeri gibi basit konularda ısrarcı olmuyor. Muazzam bir beraberlik ve heyecan yaşandığını gören herkes, bu uyumlu çalışmaya katkıda bulunmak istiyor ve sorun çıkarmaktan kaçınıyor. İnsanımız yeniden kaynaşıyor. Bölücülüğün üzerimize giydirdiği sahte elbiseler görülmeye başlanıyor. Şu ana kadar yaklaşık 30 yerde başarılı bir örgütlenme gerçekleşti.

Aynı dili konuştuğumuzu fark ettik galiba.

Evet. İnsanın en zor meselesi nefis veya ego meselesidir. Bir de bir süre sonra insanlar her şeyi kendi cemiyetlerine mal etmeye çalışabiliyor. “Bizim adımıza yapılsın” deniliyor. Bizler politik veya başka amaçlar taşıyan cemiyetlere karşı değiliz. Bunlara karşı olmak, demokrasiye karşı olmak demektir. Ancak toplum menfaatini, şahıs ve grup menfaatinden üstün tutmak lazım. Bizim sıkıntılarımız daha çok bu konularda oluyor. Kısacası, çok başarılı bir çalışma sergileniyor. Çok hızlı bir gelişme görülüyor. Biz bu gelişmeye ayak uydurmakta zorlanıyoruz. Yeniden doğuş başlamıştır.

Hollanda’daki son gelişmeler ışığında gelecek adına ümitli misiniz?

Aslında ümitsiz olmak için bir sebep yok. Belli kurallara uyduğumuz, işleri usulüne göre yaptığımız takdirde kaderimiz parlak olacaktır. Bu, suyun 100 derecede kaynaması gibi bir gerçektir. Büyük konuşmayayım, Allah’a şükür ben, usulüne göre yaptığım hiçbir işte başarısız olmadım. Her şeyin belli bir kuralı vardır. Kurallara uyan, başarıyı elde eder.

Hollanda’daki gelişmeleri değerlendirmeden önce Türkçenin önemi üzerinde durmak istiyorum. Bizler dilimize sahip çıkmazsak, durumumuz hiç parlak olmayacak.

Hollanda’da yaşayan kardeşlerimiz, Türkçe konusundaki ihmalleri yüzünden ileride başlarına gelecekleri bilselerdi geceleri uyuyamazdı. Şu anda Türklerin en büyük sorunu “Türkçesizliktir.”

Eğer burada Türkçe öğrenmeyen bir nesil yetişirse, durumumuz vahim olacaktır. Velilere bundan 20-30 yıl sonrasını anlatan bir film gösterebilseydik işin vahametini daha iyi hissedebileceklerdi. Bu bir kehanet değil, bilimsel gerçeklere dayanan bir ön görüdür.

Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki yabancı gençlerin işlediği suçların temelinde kimlik sorunu yatıyor. Bir toplantıda, suç işleyen yabancı gençler konusunda uzman olan bir akademisyene şu soruyu sorduk: “Bu gençlerin ortak özellikleri nedir?” % 99’unda kimlik sorunu olduğunu söyledi. Kimlik bir insanın özüdür. Kendi kimliğini oluşturamayıp ondan şüpheye düşen insanların davranışları çok tehlikeli olabiliyor. Kimliğin temel unsurlarından biri de dildir. Eğer çocuklarımız Türkçeyi güzel bir şekilde öğrenemezlerse, kimlik sorunu yaşayacaklar ve bunlardan bir kısmı da suça itilecektir. Mesela Hollanda’daki Faslı gençler de Arapçayı yeterince öğrenemedikleri için kültürlerinde mevcut olan güzellikleri ve terbiyeyi alamamaktadır.

Ayrıca Türkçe öğrenmemek, çocuklarımızın özgüvenlerini kaybetmelerine yol açacaktır. Anadil bir çocuğa özgüven verir. Eğitimdeki başarının % 50’den fazlası çocuğun kendine güvenmesine bağlıdır. Bunu çok sayıda eğitimci ifade ediyor. İnternette yüzlerce rapor mevcut. Biraz önce bahsettiğim toplantıdaki uzmana bu konuda neler yapılabileceğini sormuştuk. Kendisi, mesela Faslı çocuklara, Endülüs Medeniyeti’nden örnek resimler gösterdiğini ve bunları gören çocukların birden değiştiğini söylemişti. Aslında mesele basittir. Çocuklara gerekli sevgi ve şefkat gösterilir ve kültürüne değer verilirse, bir çok sorun önlenecektir.

Son olarak anadilini bilmemek, kültür ve inancından da uzak kalma riski demektir. Türkçeyi unutan çocuklarımız bir reddi miras yaşarlar. Tarihten gelen zengin miraslarını, kültür ve dinlerini kabul etmezler.

Çok dillilik çocuklar için bir zenginliktir. Kavramların farklı dillerdeki karşılıklarını öğrenmek zihinsel bir genişleme ve derinleşme getirir. İki dilli çocukların problem çözme yeteneklerinin geliştiği görülüyor.

Bundan birkaç ay önce İrlanda’da bir doktora savunmasına katıldım. Oradaki bir dekanla yemekte konuşuyorduk. Bana şöyle bir soru sordu: “1930’lu yılların Avrupa’sındaki Yahudilerin durumunu anlayabiliyor musun?” Ben önceden böyle bir şeyi anlayamıyordum. Şimdi çok iyi anladığımı söyledim. Dekanın kendisi de Musevi asıllıydı. “İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce biz İrlanda’ya kaçtık. Bizim gidecek bir memleketimiz yoktu, ama sizin var” dedi. Tabii biz bu tür senaryoların gerçekleşmesini kesinlikle istemeyiz. Bizler Hollanda’nın kalkınmasına ciddi katkıda bulunmuş insanlarız. Bu ülkeye gelen insanlarımız kendi sağlıkları pahasına çok ciddi emek sarf etmiştir. Ben kendim en az 1000 mühendis öğrenci yetiştirdim. 100’den fazla firmaya kurslar verdim. Birçok Hollanda firması bizim geliştirdiğimiz tasarımları kullanıyor. Emek verdiğimiz bu ülkede sorunlar yaşanmasını, halkın sıkıntı çekmesini istemeyiz.

Hollandalı yetkililerin gerçekleri görmeleri, son gelişmelerin ülke yararına olmadığını fark etmeleri lazım. Bir insanın faydalı çalışmalar yapmasını istiyorsanız onu teşvik edersiniz. İnsanlara hakaret ederek, onları aşağılayarak güzel işler yaptırmak mümkün değildir.

“Türkçe İçin El Ele” gibi kampanyalara bu toplumun ihtiyacı var. Tabii burada şahıslar çok önemli değildir. Bizler olmuşuz olmamışız, çok mühim değildir. Keşke bu görevleri devredebileceğimiz birileri olsa da bu işler daha iyi yürüse. Zaten gecemizi gündüzümüze katmışız. Yaptığımız fedakarlıktır, ama tarihimizde daha önce yapılan fedakarlıklar yanında bu hiçbir şeydir.

Mehmet Akşit Kimdir?

1953 yılında Ankara’da doğdu. 1971 yılında Ankara Maarif Kolejinden mezun olduktan sonra Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisinin Elektrik Mühendisliği bölümünde eğitime başladı. Bu arada bilgisini artırmak için 1973 ve 1974 yıllarında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik mühendisliği bölümünden gönüllü olarak çeşitli dersler aldı. 1974 yılında, Hollanda’nın Eindhoven kentinde, Philips’de üç ay süren bir staj yaptı. 1976 yılında elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 1976 yılında Eindhoven Teknik üniversitesine öğrenci olarak kaydını yaptırdı. Kendisine ön koşul olarak zorunlu tutulan sınavları geçerek 1978 yılında yüksek lisans eğitimine başladı. 1989 yılının mart ayında, dört yıllık doktora programını iki yılda tamamladı. Ayrıca, 1989 yılında New York eyaletinde bulunan IBM Thomas J. Watson araştırma laboratuarında ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. 1990 yılında Doçent oldu. 2000 yılının kasım ayında Yazılım Mühendisliği ana bilim dalı başkanı olarak profesörlüğe seçildi. Şu anda bölümünde, bir doçent, 4 yardımcı doçent, bir araştırma asistanı ve yaklaşık 15 doktora asistanı çalışmaktadır. Bilimsel çalışmaların yanında göçmenlerin geleceği için çalışmayı kendine bir görev bildi. Otuz yıllık bir aradan sonra Türkçe makaleler yazmaya başladı. Bu yazılar her ay Damla gazetesinde yayımlanmaktadır. Hollanda da bir çığ gibi büyüyen “Türkçe İçin El Ele” kampanyasını başlattı. Hollanda Türkçe Eğitim Vakfı’nın idare kurulu üyesidir. Kendisi ile ilgili bilgiler http://aksit.net internet sitesinden elde edilebilir.